"DİN AHLAKINI YAŞAMAYA BAŞLAYAN BİR İNSANIN, MUTLAKA ESKİ ZEVKLERİNİ TERK ETMESİ Mİ GEREKİR?”

Din ahlakına göre bir yaşam tarzından bahsedildiğinde genelde ilk akla gelen sıkıntılı, çileli, dünyayla bağlantısını koparmış bir yaşam tarzıdır. Oysa bu yanlış düşüncenin aksine, Allah iman eden kullarının en güzel yaşamı sürdürmelerini ister. Kuran'da müminin güzel bir yaşam tarzına sahip olacağı haber verilmektedir:

Erkek olsun, kadın olsun, bir mü'min olarak kim salih bir amelde bulunursa, hiç şüphesiz Biz onu güzel bir hayatla yaşatırız ve onların karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle muhakkak veririz. (Nahl Suresi, 97)

Buna karşın Allah'ın var ettiği birçok güzellik, yanlış, kulaktan dolma bir din anlayışı yüzünden insanlara yıllardır yasak olarak gösterilmiştir. Halbuki Kuran'da helal ve temiz olan güzel rızıkların kullanılması teşvik edilir, bunun dışında yasaklayıcı bir sistem getirenler de uyarılır:

Ey iman edenler, Allah'ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz Allah, haddi aşanları sevmez. (Maide Suresi, 87)

Allah'ın sınırlarını koruduğu sürece insanın toplum içinde gezmesini, eğlenmesini yasaklayan hiçbir hüküm yoktur. Kuran'da Allah'ın yasakladıkları ortadadır. Peygamber Efendimizin örnek yaşantısı ve tavsiyeleri de bilinmektedir. Bunların dışında insanın kendine göre, üstelik din adına hüküm koyması Kuran'da şiddetle yerilmektedir:

Dillerinizin yalan yere nitelendirmesi dolayısıyla şuna helal, buna haram demeyin. Çünkü Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa ermezler. (Nahl Suresi, 116)

... Yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" De ki: "Bunlar, dünya hayatında iman edenler içindir, kıyamet günü ise yalnızca onlarındır." Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız. (Araf Suresi, 31-32)


Kuran'da peygamberlere baktığımız zaman, daha önce de anlattığımız gibi, onların Allah'ın nimetlerinden faydalanmayı talep ettiklerini görüyoruz. Bunun yanı sıra, dünyanın nimetlerinden müminler gibi Allah'a imanı tam olmayan insanlar da faydalanırlar. İnançsız bir insanla inançlı insan arasındaki fark işte burada ortaya çıkar. İnançsız insanlar Allah'ın kendilerini denemek için verdiği para, mal, mülk gibi nimetlere bağlanır, Allah'ı unutur ve O'nun nimetlerine karşı nankörlük ederler. Fakat müminler bu nimetlerin Allah'tan geldiğini düşünerek, bunları Allah yolunda en güzel şekilde kullanarak Allah'a daha da yakınlaşırlar. Kuran'da bu konunun ölçüsü şöyle bildirilir:

Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu ara, dünyadan da kendi payını (nasibini) unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi, sen de ihsanda bulun ve yeryüzünde bozgunculuk arama. Çünkü Allah, bozgunculuk yapanları sevmez. (Kasas Suresi, 77)

Ancak tüm bunların yanı sıra, vurgulanması gereken bir nokta daha vardır: İnsan, Kuran ahlakını içine sindirdikçe, Kuran'da bildirilen mümin özelliklerini kazandıkça, eskisinden çok daha farklı zevklerin varlığını fark edecektir. Örneğin cahiliye toplumundaki bir insan için hayatın en büyük zevki, gezip-eğlenmektir. Oysa müminin hayatında daha üstün, daha asil ve daha kalıcı zevkler vardır. Allah rızası için çalışmak, Allah'ın dinini tebliğ etmek, Kuran ahlakının güzelliklerini insanlara anlatmak, insanları kötülüğe sürükleyen inkarcılara karşı fikri bir mücadele vermek gibi...

İşte insan Kuran'da tarif edilen mümin modeline yaklaştıkça, imanla elde edilen asıl zevklerin cahiliyedeki zevklerden çok daha üstün olduğunu görecektir.