”HERKES YANLIŞ DA,BİR TEK İNANANLAR MI DOĞRU”

Böyle bir soruyu soran kişi, büyük olasılıkla, dünyada birbirinden çok farklı ideolojiler, çok farklı dünya görüşleri ve yaşam tarzları olduğunu düşünmekte ve müminlerin tutturduğu yolun da bu binlerce farklı yoldan herhangi biri olduğunu sanmaktadır. Bu durumda, neden diğer tüm ideoloji ve sistemleri bir kenara bırakıp, müminlerin yolunu izlemesi gerektiğini anlayamamaktadır. Oysa bu bakış açısı çok büyük bir yanlış üzerine kuruludur.

Öncelikle şunu söylemek gerekir. Müminlerin izledikleri yol dışındaki tüm sistemler, ideolojiler, toplumsal düzenler, felsefeler ya da yaşama biçimleri, insanlar ya da insan toplulukları tarafından üretilmiştir. Bu ideoloji ve sistemlere bağlananlar ise, onları üreten insan ya da toplumların doğruyu bulabilme yeteneğine sahip olduklarını kabullenmektedir. Örneğin bir Marksist, Karl Marx'ın tüm dünyanın sırlarını çözmüş, ya da en azından çözülmesine yarayacak yolu açmış bir "dahi" olduğunu, Marx'ı izleyerek doğruyu bulabileceğine inanır. Toplumun tarih içinde oluşturduğu gelenekleri izlemenin, doğruyu bulmanın en iyi yöntemi olduğunu düşünenler de, söz konusu toplumun, daha doğrusu atalarının, bir "yol gösterici" olacak akıl, bilgi ve muhakeme gücüne sahip olduklarını düşünürler. Hangi sisteme ve ideolojiye bakarsanız bakın, mutlaka bir varlığın (bu insanın kendisi de olabilir) bir yol gösterici olarak kabul edildiğini görürsünüz.

Ancak bu sözde "yol göstericiler"in hiçbiri, insanı doğruya götürecek yeteneklere sahip olamazlar. Çünkü bu yol göstericileri oluşturan şey, sonuçta insan aklıdır. Ve insan aklı, son derece yetersiz, son derece eksik, son derece zayıf ve sınırlı bir yol göstericidir. İnsan, evrende var olan bilginin milyarda birine dahi ulaşamaz. Pek çok şeyi çözmeye gücü yetmez. Örneğin tarihin başından bu yana insanları en çok meşgul eden soruyu, ölümden sonra ne olduğu sorusunu -Allah'ın Kuran'da bildirdiği gerçekleri okumadan- çözecek yeteneği yoktur. İnsanlar bir toplum oluşturdukları zaman da yine insan aklının gücü artmaz. Evrendeki sonsuz bilgi karşısında ne kadar aklı toplarsanız toplayın, sonuç yine "sıfır"dır.

O halde insan aklının Allah'ın dilemesi dışında mutlak doğruyu bulabileceğini düşünmek, tamamen çürük bir varsayım, bir "zan"dır. Nitekim Kuran'da bu konu sık sık vurgulanır ve tüm inkarcıların ortak bir özelliği olarak "zanna uydukları" bildirilir:

Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah'ın yolundan şaşırtıp-saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak zan ve tahminle yalan söylerler. (Enam Suresi, 116)

Örneğin hayatın yalnızca bu dünyada olduğunu ve ölümün de özel olarak var edilmeyip, madde ilişkilerinin tesadüfi bir sonucu olduğunu öne süren materyalistler, tam olarak bunu yapmakta yani zanda bulunmaktadırlar. (Ölümün son olduğunu iddia etmekte olanların hiçbiri ölüm sonrasını henüz görmemiştir). Kuran'da, bu tarz kişilerin durumu şöyle vurgulanır:

Dediler ki: "(Bütün olup biten,) Bu dünya hayatımızdan başkası değildir, ölürüz ve diriliriz; bizi "kesintisi olmayan zaman' (dehrin akışın)dan başkası yıkıma (helake) uğratmıyor." Oysa onların bununla ilgili hiçbir bilgileri yoktur; yalnızca zannediyorlar." (Casiye Suresi, 24)

Cahiliye toplumunun başka üyeleri ise atalarının kendilerine miras bıraktıkları geleneklere körü körüne bağlanır, bu gelenekleri "yol gösterici" olarak kabul ederler. Bu gelenekler, daha çok kulaktan dolma bilgiler, adetler, topluca edinilmiş alışkanlıklar, körü körüne uyulan çeşitli kurallar, bilinçaltına işlenmiş telkinlerden oluşur. Bu sistemde akıl ve mantık pek fazla, hatta hiç kullanılmaz. Böyle bir toplumda hakim olan psikoloji "sürü psikolojisi"dir. İşte cahiliye toplumunun büyük çoğunluğunun tabi olduğu yaşam ve anlayış biçimi budur. Kuran'da, Allah'ın hükümlerine rağmen atalarına körü körüne uyanlara dikkat çekilir ve onların "sağır, dilsiz ve kör" durumda olduklarını ve akletme yeteneğinden yoksun bulundukları bildirilir:

Ne zaman onlara: "Allah'ın indirdiklerine uyun" denilse, onlar: "Hayır, biz, atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (geleneğe) uyarız" derler. (Peki) Ya atalarının aklı bir şeye ermez ve doğru yolu da bulamamış idiyseler? İnkar edenlerin örneği bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyip (duyduğu veya bağırdığı şeyin anlamını bilmeyen ve sürekli) haykıran (bir hayvan)ın örneği gibidir. Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; bundan dolayı akıl erdiremezler. (Bakara Suresi, 170-171)

Atalara uymak da, aynı ideologlara bağlanmak gibi "zanna uymak"tır ve insanı doğruya iletmez. Kuran'da, Allah'tan gelen bir kitap olmaksızın atalarına ısrarla bağlananların sapkın bir yolda oldukları şöyle haber verilir:

Yoksa Biz, bundan önce kendilerine bir kitap verdik de şimdi ona mı tutunuyorlar? Hayır; dediler ki: "Gerçekten atalarımızı bir ümmet üzerinde bulduk ve doğrusu biz onların izleri (eserleri) üstünde doğru olana (hidayete) yönelmiş (kimse)leriz." İşte böyle, senden önce de (herhangi) bir memlekete bir elçi göndermiş olmayalım, mutlaka onun 'refah içinde şımarıp azan önde gelenleri' (şöyle) demişlerdir: "Gerçekten biz, atalarımızı bir ümmet (din) üzerinde bulduk ve doğrusu biz, onların izlerine (eserlerine) uymuş kimseleriz." (O peygamberlerden her biri de şöyle) Demiştir: "Ben size atalarınızı üstünde bulduğunuz şeyden daha doğru olanını getirmiş olsam da mı?" Onlar da demişlerdi ki: "Doğrusu biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeye kafir olanlarız." (Zuhruf Suresi, 21-24)

Dolayısıyla akıl sahibi bir insan; ne Karl Marx'ın, ne bir başka ideoloğun, ne atalarının, ne de "yeryüzünde olanların çoğunluğu"nun aklına güvenemez. Onun güvenebileceği tek yol gösterici, ancak tüm evrenin bilgisine ve daha da fazlasına sahip, sonsuz akıl, sonsuz güç sahibi olan Allah'tır. Nitekim Allah'ın Kuran'da en çok geçen sıfatlarından birisi "Rab"dır. Rab, "yol gösteren, eğiten, hüküm koyan" anlamına gelir.

Allah'tan başka varlıkları yol gösterici olarak tanımak ise, onları Rab edinmek, onları ilahlaştırmak demektir. Aciz varlıkları Allah'a "ortak koşmak" olarak tanımlanacak bu tavır, tam bir akılsızlıktır. Kuran'da, bu durumdaki insanlar şöyle tasvir edilir:

Ey insanlar, (size) bir örnek verildi; şimdi onu dinleyin. Sizin, Allah'ın dışında tapmakta olduklarınız -hepsi bunun için biraraya gelseler dahi- gerçekten bir sinek bile yaratamazlar. Eğer sinek onlardan bir şey kapacak olsa, bunu da ondan geri alamazlar. İsteyen de güçsüz, istenen de. (Hac Suresi, 73)

Ayette bildirildiği gibi, yol göstermesi istenen de, onu yol gösterici olarak kabul eden de, güçsüz, aciz birer insandır. Bir başka ayette aynı durum şöyle açıklanır:

Yardım görürler umuduyla, Allah'tan başka ilahlar edindiler. Onların (o ilahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir. (Yasin Suresi, 74-75)

Kuşkusuz böyle bir mantık, yani "zan" üzerine kurulu olan bir sistem, tamamen çarpık, batıl ve boş bir sistemdir. Buna karşılık, Kendisi'ne itaat edilmeye, Rab olarak tanınmaya layık olan yalnızca Allah'tır. Rabbimiz Yunus Suresi'nde şöyle buyurur:

De ki: "Sizin şirk koştuklarınızdan hakka ulaştırabilecek var mı?" De ki: "Hakka (doğruya) ulaştıracak Allah'tır. Öyleyse, hakka ulaştıran mı uyulmaya daha hak sahibidir, yoksa doğru yola ulaştırılmadıkça kendisi hidayete (doğru yola) ulaşmayan mı? Ne oluyor size? Nasıl hükmediyorsunuz?" (Yunus Suresi, 35)

İşte tüm bu açıklamaların ardından, konunun başlığı olan soruya, "herkes yanlış, bir tek müminler mi doğru?" sorusuna cevap verebiliriz: Allah'a iman etmeyen, Allah'ın varlığını bilse de O'nun sonsuz kudretini takdir edemeyen, O'na teslim olmayan herkes kesinlikle yanlış yoldadır; bir tek Allah'tan korkan ve yalnızca O'nun rızasını arayanların yolu doğrudur.



Çünkü bir tek müminler saf olarak Allah'tan gelmiş bir "yol gösterici"ye, yani Kuran'a uymaktadırlar. Bu nedenle Kuran, yeryüzündeki tek yol göstericidir. Ayetlerde bu gerçek şöyle haber verilir:
Şüphesiz, bu Kur'an, en doğru yola iletir ve salih amellerde bulunan mü'minlere, onlar için gerçekten büyük bir ecir olduğunu müjde verir. (İsra Suresi, 9)

... İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kuran onda indirilmiştir... (Bakara Suresi, 185)

Kuşkusuz tüm bunları söylemekle, müminlerin hiç hata yapmayan insanlar oldukları kastedilmemektedir. Aksine, her insan mutlaka hata yapar. Ancak müminlerin bağlandıkları "yol gösterici"de, yani Kuran'da kesinlikle hiçbir hata, yanlışlık, eksiklik, çarpıklık yoktur. Müminlerin hatası ancak Kuran'a uymakta gösterdikleri eksiklerdir. Ancak onlar da hataları üzerinde ısrar etmez ve yanlışlıkları gördükleri anda düzeltirler.