"DİNİ YAŞAMAK İSTİYORUM, ANCAK BU GÜCÜ KENDİMDE BULAMIYORUM”

Bu üstteki cümleler çok sık rastlanılan bir samimiyetsizlik ifadesidir. Bunu söyleyen insan da aslında bilmektedir ki; gerçeği değil, kendi bencil istek ve tutkularının kendisine gösterdiği bir kaçış yöntemini öne sürmektedir. Çünkü din, insanların güç yetiremeyeceği bir hayat tarzı değildir. Allah insanları Kendisi'ne kulluk etmeleri için yaratmıştır. İnsanın asıl görevi budur ve yaratılışı da bunu gerektirir. Kuran'da, insanın       Allah'a kul olmak üzere yaratılmış olduğu şöyle bildirilir.

Ben, cinleri ve insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi, 56)

"Ben dini yaşayacak güce sahip değilim" demek, samimiyetsiz bir kaçış yönteminden başka bir şey değildir. Çünkü Allah insana gücünün yeteceğinden daha fazla bir zorluk yüklemez. Bu konuyla ilgili ayetler şöyledir:

Hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz; elimizde hakkı söylemekte olan bir kitap vardır ve onlar hiçbir haksızlığa uğratılmazlar. Hayır, onların kalpleri bundan dolayı bir gaflet içindedir. Üstelik onların, bunun dışında yapmakta oldukları (birtakım şeyler) vardır; onlar bunun için çalışmaktadırlar." (Müminun Suresi, 62-63)

"İman edenler ve salih amellerde bulunanlar -ki Biz hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemeyiz- onlar da cennetin ashabı (halkı)dırlar. Onda sonsuz olarak kalacaklardır." (Araf Suresi, 42)


Buna karşın kişi İslam ahlakını yaşamakta zorlanıyorsa, bunun nedeni halk arasında yaygın olan ve hurafelerle karışmış durumdaki geleneksel din anlayışını gerçek İslam sanmasıdır. Oysa bu geleneksel din anlayışının temelini oluşturan hurafelerin ve anlamsız kuralların hiçbiri İslam'ın aslında yoktur. İslam, "Allah adına gerektiği gibi cehd edin (çaba harcayın). O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi)..." (Hac Suresi, 78) ayetinde vurgulandığı gibi, iman eden bir insan için "hiçbir güçlük" taşımamaktadır. Dinin fiziksel olarak insana zor gelecek bir anlayışı da yoktur. Tüm ibadetler son derece kolaydır. İnsanı ferahlatan, Allah'ın Kuran'da bildirdiği sınırlar içinde çok özgür bırakan bir yapısı vardır. Peygamberin vasıflarından biri, "müminlerin ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indirmek"tir (Araf Suresi, 157).

Dolayısıyla insanın "ben dini yaşayamam, o güce sahip değilim" demesinin bir anlamı yoktur. Buna rağmen yine de aynı mantığı öne sürenler varsa, bunun tek bir açıklaması vardır: Bu kişi sahtekar bir tavır göstermekte ve kendi bencil tutkularını tatmin edebilmek amacıyla Kuran ahlakından kaçışına bahane bulmaya çalışmaktadır. Kuran'da "kalbinde hastalık bulunan" kimselerin bazı zorluk anlarında kaçabilmek için müminlere karşı bu tür bahaneler öne sürdüklerine dikkat çekilir.

"Benim Müslüman olmamı Allah istememiş, beni böyle yaratmış" gibi mantıklarla benzer sahtekarlıklara yönelenlerin durumu da aşağıdaki ayette açıklanır:

Şirk koşanlar diyecekler ki: "Allah dileseydi ne biz şirk koşardık, ne atalarımız ve hiçbir şeyi de haram kılmazdık." Onlardan öncekiler de, Bizim zorlu-azabımızı tadıncaya kadar böyle yalanladılar. De ki: "Sizin yanınızda, bize çıkarabileceğiniz bir ilim mi var? Siz ancak zanna uymaktasınız ve siz ancak "zan ve tahminle yalan söylersiniz." (Enam Suresi, 148)

Bu tür yöntemler kullanan samimiyetsiz, ikiyüzü kişilerin en büyük hatası da, Allah'ı ve müminleri kandırabileceklerini sanmalarıdır. Oysa ne "sinelerin özünde saklı olan bilen" (Fatır Suresi, 38) Allah'ı, ne de O'nun Katından kendilerine "doğruyu yanlıştan ayıran bir nur ve anlayış" (Enfal Suresi, 29) verilmiş olan müminleri, aldatamazlar.