“KURAN AHLAKINI BENİMSERSEM,BENDEN KARŞILIK OLARAK NE BEKLENİYOR?”

Bu soru, her ne kadar soranın aklına o anda gelmiş bir soru gibi görünse de, aslında binlerce yıldır cahiliye toplumunun üyelerinin kendilerine dini anlatan müminlere sordukları klasik bir sorudur.

Allah'ın dinini tebliğ edenlerin öncüleri elbette peygamberlerdir. Ve kuşkusuz peygamberler insanların en üstün ahlaklıları, en samimi ve içten olanlarıdır. Fakat buna rağmen onların bile, dini tebliğ etmelerine bazı insanlar tarafından şüpheyle bakılmış, bu çabalarının ardında hep bir menfaat ilişkisi aranmıştır. Peygamberler, Allah'ın kendilerine verdiği, "dine davet etme" sorumluluğunu yerine getirirken, sürekli olarak bu suçlamayla karşılaşmışlardır. Kuran'ın birçok ayetinde bu suçlamaya dikkat çekilir. Buna karşılık tüm peygamberlerin cevabı hep aynı olmuştur:

(Nuh:) Eğer yüz çevirecek olursanız, ben sizden bir karşılık istemedim. Benim ecrim yalnızca Allah'a aittir. Ve ben Müslümanlardan olmakla emrolundum. (Yunus Suresi, 72)

(Hud, Salih, Şuayb:) Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; benim ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir. (Şuara Suresi, 127)

Aynı durum, Allah'ın bir kanunu ve imtihanı olarak, Peygamber Efendimizin de başına gelmiş, makam, mevki, maddi güç ve zenginlik elde edebilmek, iktidar olmak amacıyla dini kullanmakla, hatta halkı gerçek dinlerinden kopararak, kendi etrafında kuvvet toplamaya çalışmakla itham edilmiştir. Buna karşılık ona da kendinden önceki elçilerin verdiği cevabı vermesi emredilmiştir:

De ki: "Ben buna karşılık, Rabbine doğru bir yol tutmayı dileyen (insanlar olmanız) dışında sizden bir ücret istemiyorum." (Furkan Suresi, 57)

... De ki: "Ben buna karşı, yakınlıkta sevgi dışında sizden bir ücret istemiyorum"... (Şura Suresi, 23)

 

Ancak şurası unutulmamalıdır ki, dini anlatmak, yalnızca peygamberlere mahsus bir görev değildir. Her ne kadar, dini anlatmak zaman zaman halk arasında sadece peygamberlerin görevi olarak algılansa da, doğru yola çağırmak, iyiliği tavsiye edip, kötülükten sakındırmak, İslam'a ve Kuran'a davet etmek tüm müminler için farz kılınmıştır. Tebliğ, aynı namaz kılmak ya da oruç tutmak gibi yerine getirilmesi gereken bir ibadettir. Bu nedenle de Kuran'da, bu ibadet müminlerin temel vasıfları arasında sayılır:

Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resulü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)

Bir insana tebliğ yapılmasının ardındaki temel hedef ise, Allah'ın bu emrini yerine getirmek ve umulur ki, o insanın ahiretini kurtarabilmektir. Yoksa samimi Müslümanların hiç kimsenin malına, parasına, güzelliğine, imkanlarına ihtiyacı yoktur. İslam Allah'ın hak dinidir ve ona en güzel şekilde sahip çıkacak olan da yine Allah'tır. Allah dinini diğer dinlerden üstün kılacağını Kuran'da şöyle vaat etmiştir:

Müşrikler istemese de O, dini (İslam'ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. (Tevbe Suresi, 33)

Müminin de anlattıklarına veya yaptığı fedakarlıklara bir karşılık ve ücret istemesi düşünülemez. Çünkü böyle bir hareket yapması zaten onun anlattıklarına ters düşen bir şeydir. Allah dinlerini menfaatlerine alet etmek isteyenleri Kuran'da şiddetle kınar:

Allah'ın ayetlerine karşılık az bir değeri satın aldılar, böylece O'nun yolunu engellediler. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür. (Tevbe Suresi, 9)

Oysa tüm diğer ibadetler gibi dini anlatma vazifesini de ancak Allah'ın rızasını kazanmak amacıyla yapan gerçek müminler için böyle basit bir maddi çıkar beklentisi söz konusu olamaz. Kuran'da müminlerin bu vasfı övgüyle belirtilir:
... Onlar Allah'ın ayetlerine karşılık olarak az bir değeri satın almazlar. İşte bunların Rableri Katında ecirleri vardır... (Al-i İmranSuresi, 199)

Allah Kuran'da bu samimi kişilere tabi olunmasına şu şekilde dikkat çekmektedir:

"Sizden ücret istemeyenlere uyun, onlar hidayet bulmuş kimselerdir." (Yasin Suresi, 21) "